HAKKIMIZDA

KOŞULSUZ ADALET HAREKETİ

BİZ KİMİZ

Bizler Türkiye’de yargı eliyle siyasi baskıya maruz kalan Genç Avukatlarız.. Farklı coğrafyalardan ve farklı geçmişlerden gelen fakat ortak bir geleceğe yürüdüğünün bilincinde olan bizler, kimliği ve düşüncesi fark etmeksizin toplumun farklı kesimlerinin yoğun bir baskı altında tutulmaya çalışıldığı baskıcı bir rejime karşı insan hakları paydasında birlikte hareket etmek isteyen insan hakları savunucularıyız.

 

NEDEN HAREKETE GEÇİYORUZ?

 

Türkiye, başta ‘İşkence yasağı, Özgürlük ve güvenlik hakkı, Adil yargılanma hakkı ve İfade özgürlüğü’ olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin en ağır şekilde ihlal edildiği bir dönemden geçmektedir. Mutlak hukuksuzluk rotasında son hız ilerleyen siyasal rejim; önüne çıkan her unsuru yargı marifetiyle sindirme politikasını sistematik hale getirmiştir. Türk yargısının içinde bulunduğu durum sebebiyle iç hukukta yürütülen hukuki mücadelenin etkili bir çözüme ulaşma ihtimali bulunmamaktadır. Yargılamalar sadece ritüelden ibaret olarak gerçekleştirilmektedir. Duruşma salonları bu ritüelin sergilendiği oyun sahneleri, hâkim-savcılar ise bu ritüelin birer figüranı haline gelmiştir. Anayasa Mahkemesi AİHM içtihatlarına aykırı kararlar vermekte, yerel mahkemeler de Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamaktadır. AİHM tarafından verilen 184 karar halen uygulanmamıştır. İhlal kararlarını sadece tazminat hükümleri olarak gören ‘parası neyse veririz’ anlayışına karşı Türkiye’nin içinde bulunduğu yargı krizinin nihai çözüm mercii AİHM’dir.

 

NE İSTİYORUZ?

 

Her geçen gün telafi edilemez zararlara neden olan yargının doğruyu bulmasını beklemek, zararın boyutunu artırmaktan başka sonuç doğurmayacaktır. Etnik kökeni, dini veya politik düşüncesi fark etmeksizin adil ve özgür bir ülkede yaşamayı hak eden fakat Türkiye’de baskı altında kalan tüm kesimler adına AİHM’den talebimiz; siyasal rejim güdümündeki yargıya karşı Sözleşme ile korunan temel hak ve özgürlüklerin daha fazla ihlal edilmemesi adına görevini ivedilikle yerine getirmesidir. Kararların infazının denetim merci ve mahkeme tarafından korunan değerlerin garantörü olarak Avrupa Konseyi’nden talebimiz ise yüzlerce uygulanmayan karar hakkında somut adımlar atılmasıdır.

 

Bu doğrultuda taleplerimizin yerine getirilmesi amacıyla ‘’Koşulsuz Adalet Hareketi’’ olarak her hafta Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde nöbette olacağız !

 

‘Koşulsuz adalet’ talep eden herkesi bizimle beraber harekete geçmeye davet ediyoruz !

 

KOŞULSUZ ADALET HAREKETİ

NÖBET

NÖBET

20. HAREKET

09 Nisan 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bu hafta üzerinde durduğumuz konu Türkiye’de ki cezaevlerinde kalan hasta tutuklular ve ihlallerdi.

  • Türkiye hapishaneleri; kapasitesinden fazla doluluğu, revire geç çıkarılma uygulamaları, hastalara diyet yemeklerinin verilmemesi, hastane sevklerinin yapılmaması veya geç yapılması, kelepçeli ameliyat ve muayene, ısıtılmayan ve havalandırılmayan koğuşları, temiz suya erişimin zor olması ve yetersiz sağlık personeliyle, mahpuslar ve özellikle hasta mahpuslar için yaşam hakkının ihlal edildiği yerlerdir.
  • Mevcut kapasiteden ne kadar fazla mahpus tutulduğu ve hasta mahpus sayıları Adalet Bakanlığı tarafından gizlenmektedir. İnsan Hakları Derneği raporuna göre en az 604ü ağır 1605 hasta bulunmaktadır. Ancak bu sayının çok daha üstünde olduğu biliniyor.
  • Bu şartlara pandeminin eklenmesine ve salgının uzun süre devam edeceği belli olmasına rağmen halen hasta mahpusların salıverilmemesi hasta haklarının açıkça ihlalini ve AİHM’in Gülay Çetin/Türkiye kararında belirttiği gibi işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini göstermektedir.
  • Karantina koğuşlarında yaşamını tek başına devam ettiremeyecek mahpusların 14 gün boyunca yalnız bir şekilde bırakılmaları yaşamsal tehlike oluşturmaktadır. Hafızalara kazınan beyaz sandalye üzerindeki vefatıyla Mustafa Kabakçıoğlu ne ne yazık ki bu ihlallere örnektir.
  • Mahpusların tedavileri gerektiği gibi yapılamamaktadır. Ve birçok ağır hasta 2017 yılından bu yana (sayının en az 90 olduğu biliniyor) hapishanede vefat etmiştir. Cezaevlerinde toplam doktor sayısı 279 iken sadece 8 doktor kadrolu olarak görev yapmaktadır. Yani 235 bin 888 mahkûm için görev yapan sadece 279 doktor diğer bir ifadeyle 845 mahkûma bir doktor bakmakta. Bu içler acısı tabloya hastane sevklerinin yapılmamasını da ekleyelim.
  • Buna ek Adli Tıp Kurumu tahliye kararlarını siyasi bir tutum izleyerek vermiyor. Tam teşekküllü hastanelerin vermiş oldukları raporlar Adli Tıp Kurumu tarafından kabul görmüyor. Bazen de ATK "cezaevinde kalamaz" raporu verse de tutukluların tahliyesi gerçekleşmiyor. Zira ATK’nin raporunun ardından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığının "toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı” değerlendirilmesi gerekiyor. Bu hukuksuzluk zinciri sonucunda yüzlerce ağır hasta hapishanelerde adeta işkence görmektedir. Bir buçuk ay önce tutuklanan %98 engelli Bilal Konakçı ve ölümünden 1 ay sonra Adli Tıp kurumundan "Hemen tahliye edilmeli, tedavisi dışarıda sürmeli." raporu gelen hasta mahkûm Gülay Çetin bu hastalardan birkaçıdır. 
  • Avrupa Konseyi İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezalandırmayı Önleme Komitesi (İşkenceyi Önleme Komitesi-CPT) 2020 raporunda, Türkiye’nin, hapishanelerdeki kalabalığın azaltılması için acilen önlem almasını ve tutukluların sağlık hizmetine ulaşabilmesinin önemini vurgularken, Türkiye'de hasta tutuklulara ve cezaevleri koşullarına ilişkin bir iyileştirme hala uygulanmamıştır.

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak, mahpusların kendilerini geliştirme, dış dünya ile iletişim kurma, diğer mahpuslarla sosyal bağlar kurma, sağlıklı yaşama gibi bireysel hak ve özgürlüklerine dokunulamayacağını belirterek, Türkiye’de devam eden hukuk dışı uygulamaların ve ihmallerin son bulmasını, şeffaf ve düzenli bilgilendirme ile hapishane koşullarının insani zemine getirilmesini talep ediyoruz.

19. HAREKET

5 Nisan 2021

Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Biz Koşulsuz Adalet Hareketi mensubu genç avukatlar, bir avukatlar gününü daha büyük hukuksuzluklar ile insan hakkı ihlallerinin ve avukatlara yönelik saldırıların yaşandığı bir ortamda karşılıyoruz. Kutlama yapmamız gereken bugünde son yıllarda hep aynı burukluğu yaşıyoruz.

  • En temel insan haklarının hiçe sayıldığı, yargı eliyle muhaliflerin sindirildiği atmosferde insan hak ve özgürlüklerinin adeta son güvencesi haline gelmiş avukatlık mesleğini yürütmenin de son yıllardaki baskılarla zorlaştığına tanıklık ediyoruz.
  • Mesleğimiz siyasal iktidarın baskılarıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Meslektaşlarımız tamamen hukuki dayanaktan yoksun suçlamalara maruz kalıp müvekkilleriyle özdeşleştirilmekte, iktidar tarafından tüm Türkiye’ye kâbus gibi çöken korku ikliminin avukatlara da sirayet etmesi istenmektedir.
  • Avukat olmanın gerçek bir mücadeleyi gerektirdiği Türkiye’de avukatlar müvekkillerini savunduğu için yani avukatlık yaptığı için tutuklanmakta, siyasi iktidarın mesleği halk nezdinde itibarsızlaştırmasının neticesi olarak haciz işlemi yürüttüğü esnada öldürülmekte, mesleki güvenceleri olmadığı için ekonomik kaygılarından dolayı intihar etmektedir.
  • Hukuksuz yeni rejimde avukatlar arasındaki birlik baltalanmaktadır. Bunun için barolar ve avukatlar dışlanarak, meşruiyetini yitirmiş TBB başkanı muhatap alınarak, yasada değişiklik yapılmış ve büyük şehirlerdeki barolar bölünmüştür. Kamu kuruluşları ile kamu bankalarındaki meslektaşlarımıza yönelik “barolarını değiştirme” baskısı yoğunlaşmıştır. Avukatları, ekmek paraları ile baroları arasındaki tercihe zorlayan bu zihniyet, hem antidemokratiktir, hem de “kamu” kavramına dair bilgisizliğin uzantısıdır.Savunmayı da tarafgirleştirmek iktidarın yargıyı tamamen kendine göre dizayn etme planının bir parçasıdır.
  • İktidar partisinin toplantıları binlerce (kişilik salonlarda yapılırken pandemi bahane edilerek meşru olmayan, mevcut TBB başkanının görev süresinin uzatılması maksadıyla Ekim 2020´de yapılması gereken genel kurul aylardır ertelenmektedir.
  • Bugün Türkiye’de sırf muhalif olduğu için uydurma gerekçelerle avukat arkadaşlarımızın ruhsatları gasp edilmektedir. Stajlarını tamamladıkları halde haklarında devam eden soruşturmalar nedeniyle binlerce avukat ruhsat alamamış adeta sivil ölüme terk edilmiştir.
  • Meslektaşlarımız takip ettikleri davalar nedeniyle müvekkilleri ile özdeşleştirilmekte; bundan dolayı itham edilmekte, soruşturulmakta, kovuşturulmakta; hatta hüküm giymektedirler. Son beş yılda, 1500’den fazla avukat yargılanmış, 600’den fazla avukat tutuklanmış, 450 avukat silahlı terör örgütüne üye olmak veya terör propagandası yapmaktan toplam 2786 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
  • Meslektaşlarımız mesleki faaliyetlerini yürüttükleri sırada, iktidarın avukatlık mesleğini itibarsızlaştırma pratiklerinin bir görünümü olarak, adliye içerisinde, duruşma salonlarında, cezaevlerinde engellemelere ve saldırılara maruz bırakılmaktadır. Avukatlık Yasasının, “Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır.” şeklindeki açık ve emredici düzenlemesi çiğnenmektedir. Savunmaya karşı yapılan bu yıldırma politikasını kabul etmiyoruz. Unutulmamalıdır ki, avukata yapılan her saldırı vatandaşın yargıya ulaşma hakkına yapılmış bir saldırıdır.
  • Biz kutlama yapmamız gereken bugünde gözlerimizin önünde vahşice katledilen ve faili beş buçuk yıldır bulunamayan meslektaşımız Tahir Elçi’yi anıyoruz, adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucu sebebiyle hayatını kaybeden meslektaşımız Ebru Timtik´i anıyoruz, geçtiğimiz ay mesleki faaliyetini gerçekleştirirken haciz mahallinde kalleşçe öldürülen arkadaşımız Ersin Arslan’ı anıyoruz. Bunların münferit meseleler olmadığını ve avukatlık mesleği üzerinde yürütülen politikanın bir sonucu olduğunu biliyoruz.

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak tüm bunlara rağmen Türkiye’de adaletin bir gün tecelli edeceğine dair umudumuzu diri tutan avukatlarımızın gününü kutluyoruz.  Cezaevindeki avukatların koşulsuz olarak derhal serbest bırakılmasını, avukatlar üzerindeki baskı ortamının yok edilmesini ve avukatların hiçbir tehlike ve engele maruz kalmadan mesleki faaliyetlerini yerine getirebilecekleri bir ortam inşa edilmesini talep ediyoruz.

18. HAREKET

26 Mart 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bu hafta Türkiye’nin, Cumhurbaşkanlığı kararı ile çekildiği İstanbul Sözleşmesi ve gerekliliği üzerinde durduk.

  • Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi yahut diğer adıyla İstanbul Sözleşmesi, Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış, Türkiye tarafından çekincesiz bir şekilde imzalanmış ve 2014 yılında da yürürlüğe girmiş bir insan hakları sözleşmesidir.
  • İstanbul Sözleşmesi genel olarak, toplumsal cinsiyet normlarının oluşturduğu cinsiyet eşitsizliğine dayalı ve süregelen şiddet ve bu şiddetle mücadele dolayısıyla ortaya çıkmıştır. Lakin sözleşmenin çıkış koşullarını daha spesifik olarak resmedecek olursak, sözleşme AİHM’nin Opuz kararı sonrası çıkmıştır. Nahide Opuz 1995 yılında evlendiği ve şiddet gördüğü eşinden boşanmak istemiş, ancak defalarca eşi tarafından tehdit ve darp edilmiş, 1996’dan 2002’ye kadar defalarca şikâyet etmesine rağmen devlet kocaya karşı yeterli korumayı sağlamamıştır. 2002 yılında Nahide Opuz, devletin yıllardır süregelen bu şiddetten kendini koruyamadığı gerekçesiyle AİHM’e başvurmuştur. 2009 yılında AİHM, Türkiye devletinin ayrımcılık yasağını çiğnediği ve Nahide Opuz’u kocası H.O’nun şiddetinden koruyamadığı gerekçesiyle tazminat ödemesine hükmetmiştir. Böyle bir gerekçeyle verilen ilk karar olması nedeniyle çok önemli bir karardır.
  • İstanbul Sözleşmesi, Opuz kararından iki yıl sonra kararının teşvik edici ikliminde imzalanmıştır. Hatta Türkiye’yi ilk imzacı yapan faktörler arasında bunlar da bulunmaktadır. Ne Opuz kararı ne de İstanbul Sözlemesi kendiliğinden meydana gelmemiştir, ikisi de kadın hakları için yıllardır ortaya konan kadın hareketi direnişinin meyvesidir.
  • Sözleşme temelde “kadına yönelik her türlü şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçların kovuşturulması, suçluların cezalandırılması ve son olarak, kadına karşı şiddet ile mücadele alanında bütüncül, eş güdümlü ve etkili işbirliği içeren politikaların hayata geçirilmesi” ilkelerine dayanmaktadır.
  • İstanbul Sözleşmesini önemli kılan husus kadına karsı şiddetin çıkış kaynağını tarihsel bir olgu içinde gelişmiş olan cinsiyet eşitsizliği olarak tespit etmesi ve bu cinsiyet eşitsizliğinin sona erdirilmesi için devlete pozitif sorumluluklar yüklemesidir. Sözleşme cinsiyet ayrımcılığını reddettiği gibi cinsel yönelim dolayısıyla yapılacak bütün ayrımcılıklara karsı çıkmaktadır. Bu sözleşmenin sadece kadınların korunmasına yönelik olmadığının göstergesidir. Böylece sözleşmenin korumasından LGBT bireyler de yararlanabilmektedir.  Bu durum, Türkiye’nin 2008-2018 yılları arasında kayda geçen 51 trans cinayete sahip olması dolayısıyla en fazla trans cinayetin yaşandığı Avrupa ülkesi olması nedeniyle ayrı bir önem arz etmektedir.
  • İstanbul Sözleşmesi bir temel hak ve özgürlük sözleşmesi olarak normlar hiyerarşisinde kanunların dahi üzerinde bulunmaktadır. İnsan hakları sözleşmesi olması dolayısıyla böyle bir sözleşmeden geri dönmek kazanılmış hakların kaybı anlamına geleceğinden prensip olarak böyle bir işlemin kabulü mümkün değildir. Sözleşmeden geri çekilmenin mümkün olduğu bir an için kabul edilse dahi bu kez de yetki ve usulde paralellik ilkesi gereğince TBMM oylamasıyla yürürlüğe giren sözlenmenin ayni şekilde TBMM tarafından kaldırılması gerekirdi. Cumhurbaşkanı yasamanın yetki alanına giren bir konuda düzenleyici nitelikte bir işlem yapamaz. Dolayısıyla CB kararnamesi ile yapılan fesih işlemi hukuken yok hükmündedir. Danıştay’a yapılacak başvuruyla işbu kararın iptali gerekmektedir.

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak şunu belirtmek istiyoruz ki, İstanbul Sözleşmesini referans alan bir kanun olması yönüyle kadına şiddetin önlenmesi için birçok önleyici ve koruyucu tedbir barındırmaktadır. İktidar İstanbul Sözleşmesinden çekilerek kadına karşı şiddetin önlenmesi yükümlülüğünden kurtulamayacaktır zira 6284 sayılı kanun hala yürürlüktedir.

17. HAREKET

19 Mart 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bu hafta İnsanlığa Karşı Suçlar ve Global Magnitsky Yasası üzerinde durduk.

  • Sergei Magnitsky, Rusya'nın en büyük yabancı yatırım şirketlerinden olan Londra merkezli Hermitage Capital Management'a danışmanlık yapan ve 230 milyon dolarlık vergi sahtekârlığını ortaya çıkaran bir vergi denetçisiydi. Milyonlarca dolarlık vergi ödemesini Rus devlet yetkililerinin şahsi hesaplarına aktardığını ortaya çıkardı.  Magnitsky bu olaydan sonr vergi sahtekarlığı yaptığı gerekçesiyle tutuklandı. Cezaevinde ailesine ve avukatlarına erişimi engellendi, tıbbi yardımdan yoksun bırakıldı ve gardiyanlar tarafından dövüldü işkence gördü. 11 aylık tutukluluğunun ardından 2009 yılında 37 yaşında cezaevinde öldü.
  • Magnitsky'nin ölümünün ardından olaya karışan yetkililere ve temel insan haklarını ihlal ettiği düşünülen diğer kişilere yaptırımlar uygulanması için uluslararası kampanyalar başlatıldı. 2012'de ABD Kongresi tarafından Magnitsky Yasası kabul edildi. Yasa Magnitsky’nin ölümünden sorumlu Rus yetkililerin ABD'ye girişini ve çok sayıda banka ve şirketle işlem yapmalarını yasaklıyor, ülkede sahip oldukları mülklerine el konulmasına izin veriyordu. Amerikan şirketleri yaptırım uygulanan kişilerle ticari ilişkiye girerlerse ABD yaptırımlarını ihlal etme riskiyle karşı karşıya kalıyordu. Yasa 2016 yılında Küresel Magnitsky Yasası olarak genişletildi.
  • Pek çok Avrupa ülkesi, Kanada ve Avrupa Parlamentosu, Sergei Magnitsky’nin ölümüne karışan Rus yetkililere yaptırımlar getiren yasaları kabul etti. Son zamanlarda, birkaç ülke yaptırım rejimlerini herhangi bir ülkeden insan hakları ihlallerini içerecek şekilde genişletti.
  • Örneğin İngiltere 6 Temmuz 2020 de kabul ettiği yasayla, soykırım eylemlerinden, insanlığa karşı suçlardan, işkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleden, kölelik, yargısız veya keyfi infaz ve cinayetler, kişilerin zorla kaybedilmesinden ve keyfi tutuklamalardan sorumlu olduğu düşünülen bireylere ve kuruluşlara yaptırım uygulama kararı almıştır.
  • Yasayla birlikte ilk olarak, Sergei Magnitsky'nin ölümüne karışan 25 Rus vatandaşı, Gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul'daki Suudi konsolosluğunda öldürülmesine karışan 20 Suudi vatandaşı, Rohingya halkına ve diğer etnik azınlıklara yönelik sistematik ve acımasız şiddete karışan iki yüksek rütbeli Myanmar askeri personeli, Kuzey Kore'nin gulaglarında zorla çalıştırma, işkence ve cinayete karışan iki kuruluş hedef alınmıştır.
  • 2018 yılında Rahip Brunson davası nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye ve bazı devlet görevlilerine uyguladığı ekonomik yaptırımların dayanak noktasını Global Magnitsky Yasası oluşturmaktaydı.
  • Türkiye’de son yıllarda 90’lı yılları hatırlatan bir şekilde işkence, insan kaçırma ve kötü muamele haberleri sık sık gündeme gelmektedir. Gözaltında ve cezaevinde çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bu insanların birçoğu yeterli tıbbi destek sağlanmadığı için yetkililer tarafından ölüme terkedilmiştir. 28 Mayıs 2019’da gözaltına alınan eski dışişleri bakanlığı personelinden beş kişinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde işkence gördüğüne ilişkin Ankara Barosu tutanak tutup rapor hazırlamıştır.

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak şunu belirtmek istiyoruz ki, sürekli ve sistematik bir şekilde yapılan insan hakları ihlallerine karşı yeni bir mekanizma olarak gündeme gelen ve birçok ülkede kabul edilen bu yasalarla gelecekte bu ihlallerden sorumlu görevlilerin hedef alınması kaçınılmazdır.

16. HAREKET

12 Mart 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bu hafta Türkiye’de yargılamalarda hukuka aykırı olarak kötü niyetli olarak kullanılan Gizli Tanık Delili üzerinde durduk.

  • Gizli tanık delili 2005 yılında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de uygulanmaya başlamıştır. Uygulanması sıkı şartlara bağlıdır. Bu delilin kullanılabilmesi için (1) Suçun, örgütlü bir suç olması gerekmektedir. (2) Tanığın yüz yüze dinlenilmesi onun için ağır tehlike oluşturmalıdır.
  • Ayrıca gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Yani davaya konu olayda başka deliller yoksa ve sadece gizli tanık delili varsa, bu mahkûmiyet kararı vermek için yeterli olmamaktadır.
  • Gizli tanık delili Türkiye’de daha çok siyasi davalarda ön plana çıkmaktadır:  Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Gülen yapılanmasına ilişkin davalar, basın davaları, KCK ve DHKP-C soruşturmaları gibi.
  • Ancak bu delilin uygulanması ve elde edilmesi konusunda pek çok hukuksuzluk gündeme gelmektedir.
  • Örneğin: Gizli Tanık Garson’un Emniyet’e verdiği ifade ile 4 bin polis, Gülen Hareketi’yle bağlantılı olmakla suçlandı ve polislikten ihraç edildi. Verilere göre 2 binden fazla polis bu gizli tanık yüzünden cezaevinde yatıyor. Bu gizli tanığın, sanıkların hepsini tanıması hayatın olağan akışına aykırıdır. Zaten daha sonradan bilgileri ortaya çıkan bu gizli tanığın işkence sonucu kendisine sunulan ifadelere imza atmak zorunda kaldığı ortaya çıkıyor. Görüldüğü gibi: bu dosyada gizli tanık delilinin hem elde edilmesinde hem de tutukluluğa/mahkûmiyete gerekçe olarak kullanılmasında hukuka aykırılık vardır.
  • Bu ve benzeri kararların, adil yargılanma ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelme olasılığı çok yüksektir.
  • Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Amerikalı Rahip Brunson, Hakların Demokrat Partisi’nin (HDP) tutuklu eski genel başkanı Selahattin Demirtaş ve daha bir çok davada gizli tanık delili ile mahkumiyet ve tutukluluk kararları verilmiştir.

Biz Koşulsuz Adalet Hareketi olarak, her zaman adaletin işlemesi ve yargılamaların usulü yapılması tarafında olacağız, gizli tanık delili ile kararlar verilmemesi ve hayatların karartılmaması gerektiğini belirtiyoruz.

15. HAREKET

8 Mart 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bu hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla da Türkiye’de kadınlara yönelik hak ihlallerini ve kadınlar hakkındaki Türkiye’deki istatistikleri dile getirdik.

  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günü insan hakları temelinde kadınların ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılan bir gün olmasına rağmen her yıl kadına yönelik hak ihlallerinin gündeme getirildiği ve bu ihlallere çözüm arayışların yoğun olarak konuşulduğu bir gündür.
  • Kadına yönelik şiddetin arkasında kültürel, bürokratik ve hukuksal devasa bir yapı var ve AİHM de bu yapıyı göz ardı ederek şiddetin bir eşitlik ve ayrımcılık sorunu olarak ele almakta zaman zaman tereddüt etmektedir.
  • AİHS’nin temel hak ve özgürlükleri güvence altına alması kadınlar açısından çok önemli görülmektedir. 2009 yılında verdiği Opuz Kararı ile AİHM kadına yönelik şiddetin sistematik olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığını kabul eden olumlu bir içtihat geliştirmiştir. Bu karardan mülhem imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet ile mücadele anlamında atılan çok önemli bir adımdır. Bu sözleşme ile ayrıca toplumsal cinsiyet ayrımcılığının önüne geçilerek kadın-erkek eşitliği ilkesinin uygulamada da yer almasını amaçlanmaktadır.
  • Türkiye’deki ayrımcı yargısal pasiflik ve hoşgörü ne yazık ki kadına yönelik şiddeti desteklemektedir. Maalesef günümüz Türkiye’sinde fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddetin boyutları artık ölümle sonuçlanmaktadır. Kadınlar “ölmek istemiyorum” diye feryat ediyor ve bu feryat duymamazlıktan geliniyor. Serbest bırakılan katiller cesaretlenip binlerce kadına şiddet uygulamaya devam ediyor. Kadına yönelik şiddetle mücadelede Türkiye olumlu bir gelişme göstermemekle birlikte İstanbul Sözleşmesi’nden de el çekmeyi düşünüyor. Sözleşmeden el çekmek apaçık bir iradesizlik göstergesi ve “kadınlar ölse de umurumuzda değil” demektir.
  • Türkiye’de kadın cinayetleri geçmiş yıllara nazaran büyük artış göstermiştir. 2008-2019 yılları arasında toplam 3.185 ve 2020 yılında 300 kadın erkekler tarafından öldürülmüş, 171 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulunmuştur.
  • Kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın önlenmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanabilmesi için İstanbul Sözleşme’nin etkili bir şekilde uygulanmasına ihtiyaç vardır. Evde, işte, toplumsal yaşamın her alanında maruz kalınan şiddetin önlenmesi gerekmektedir.

Kadınlar haklarından ve de hayatlarınızdan vazgeçmeyecektir ve Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bizde bu hakları savunmaya devam edeceğiz.

14. HAREKET

26 Şubat 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak bu hafta sesini duyurduğu, haklarını savunduğu binlerce insan adına mücadelesini örnek aldığımız, insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun savunuculuğunu biz üstleniyoruz!

  • İnsan hakları mücadelesi uygarlık tarihinden bu yana  devam etmekte ve insan hakları savunucularının sesleri  güç odakları tarafından çeşitli şekillerde kesilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de bunun en güncel örneklerinden birisi de hiçbir sınıf ve görüş ayrımı gözetmeksizin tüm insan hakkı ihlallerini kamuoyuna duyuran HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verilen siyasi karardır.
  • Gergerlioğlu hakkındaki suçlama T24 isimli bir haber sitesinde yayınlanan bir haberi paylaştığı için örgüt propagandasıyla suçlanıyor. Ancak paylaşılan haber hakkında ne bir dava, ne habere erişime engellemesine dair ne bir karar, ne de haberi yazan, yayınlayan veya paylaşan herhangi başka biri hakkında bir soruşturma dahi açılmamıştır.  Tek suçlama ‘’barış talebini’’ paylaşma amacıyla paylaşılan bir haber twiti. Ve bu haberi paylaşmakla suçlanan tek kişi de Ömer Faruk Gergerlioğlu’dur.
  • Her şeyden önce bilinmesi gereken şey Anayasa’daki dokunulmazlık insanlığa karşı suç işleyen siyasi iktidar mensuplarını değil, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi bu suçlara karşı insan hakları mücadelesi veren milletvekilleri içindir.
  • Gergerlioğlu bir milletvekilidir ve parlamentonun demokratik bir şekilde işleyebilmesi için meclis kürsüsünde farklı görüşlerin sesini haykırmaktadır.
  • Gergerlioğlu, yasama dokunulmazlığına sahip olarak hakkında Muhakeme şartları gerçekleşmediği için yapılan yargılamada ‘’Durma Kararı’’ verilmesi gerekmektedir. Yargılamaya Gergerlioğlu’nun milletvekilliği bittikten sonra devam edilmesi gerekirken yargılama durdurulmamıştır. Bunun tek istisnası ise suçüstü halinin bulunması ve Anayasa madde 14’te düzenlenen hallerin bulunmasıdır. Ancak Gergerlioğlu’nun durumunda ne suçüstü hali bulunmakta ne de md 14teki durumlar bulunmaktadır. İfade özgürlüğünü kullanmaktan ibaret olan bir twit sebebiyle başlatılan yargılamanın milletvekilliği bitene kadar durdurulmaması en hafif ifadeyle hukuk garabetidir.
  • Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Biz Koşulsuz Adalet Hareketi olarak, her zaman insan haklarının, evrensel değerlerin yanında, Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun tarafında olacağız, siyasetin emrindeki yargı eliyle uğradığı baskıyı kabul etmedik, etmeyeceğiz !

13. HAREKET

19 Şubat 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak, her gün bir yenisi eklenen insan hakları ihlallerinde bu hafta ‘Öteki Hareketi’ üyeleri ile birlikte ‘’Türkiye’nin Ötekileştirme Gerçeği’’ni gündeme taşıdık.

  • Öteki gönüllüleri olarak, herkesi, dünyayı ve Türkiye‘yi bütün canlılar için daha iyi, herkes için daha özgür, daha eşit ve adil, herkese yetebilecek ve sürdürülebilir bir hayat alanı kılmaya çağırıyoruz. Bu bağlamda temel uğraşımız, özgürlüğün ve insan haklarının karşısındaki tüm tehditlere karşı mücadele etmektir. 
  • Türkiye’de LBGTİ+ bireyler Nefret Suçları, Yasal Ayrımcılık, İfade Özgürlüğü Hakkı İhlalleri, Toplantı ve Dernek Kurma Özgürlüğü Haklarının İhlali, Çalışma Hayatında Ayrımcılık ve Cinsel Yönelim ve/veya Cinsiyet Kimliğine Dayalı olaraksistematik bir şekilde insan hakları ihlallerinemaruz kalmaktadırlar. 
  • Mahpus LGBTİ+ bireyler cezaevlerinde cinsel tercih yapmaya zorlanmakta, tercih yapmaktan çekinen mahpuslar hücrelerde tutulmaktadır. AİHM kararlarına göre bu durum açıkça işkence ve kötü muameledir ve aynı zamanda ayrımcılık yasağına aykırıdır.
  • Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), 6-9 Ekim’de Türkiye’de düzenlenen Ortak Uluslararası Basın Özgürlüğü Misyonu sonrası ‘‘Türkiyeli Gazeteciler Baskıların Kıskacında’’ adı raporu yayınladı. Bu rapor doğrultusunda; Nisan 2020’den bu yana gazetecilere yönelik 10 fiziksel saldırı vakası yaşandığı belirtiyor. Müyesser Yıldız’ın, İçişleri Bakanı’nın militanlara ait bir kamp alanının yok edildiğine dair duyurusunu düzeltmesinin ardından Bakan Soylu, Yıldız’ı ‘‘terör’’ sempatizanı olmakla itham etmişti. Soylu’nun sözlü saldırıları sonucu Müyesser Yıldız ve TELE1’den İsmail Dükel, askeri casusluk ile suçlanmış ardından da tutuklanmıştı.
  • Başta Kürt illeri olmak üzere pek çok ilde eylem ve etkinlik yasakları 2020’de de devam etti. Van’da Kasım 2016’dan bu yana kesintisiz 1474 toplantı ve gösteri yürüyüşü ve her tür açık hava etkinliği yasağı sürüyor. Fiili yasak ve engellemeler ise neredeyse ülke çapında ve etkili bir şekilde sürdürülüyor.
  • 2020 Aralık ayını bitirmek üzereyken 1 günde 4 kadın (Aylin Sözer, Selda Taş, Vesile Dönmez, Betül Tuğluk) öldürüldü. Türkiye’nin dört bir tarafında eylemler yapılırken, Ankara’da kadınlar gözaltına alındı.
  • İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Birimi/Merkezi verilerine göre 2020 yılının ilk 11 ayında, kolluk güçlerinin yargısız infazı sonucu, dur ihtarına uymaması gerekçesiyle veya rastgele ateş sonucu 12 kişi yaşamını yitirirken, 10 kişi yaralandı.
  • 2020 yılının ilk 11 ayında, İHD Dokümantasyon Birimi’nin verilerine göre 160 kişi, THV Dokümantasyon Merkezi’nin verilerine göre 14 kişi ajanlaştırma gerekçesiyle işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır.
  • İHD Dokümantasyon Birimi’nin tespitlerine göre 2020 yılının ilk 11 ayında hastalık, intihar, şiddet, ihmal vb. nedenlerle 49 kişi hapishanelerde hayatını kaybetmiştir. Bunlardan 8’i tutuldukları karantina koğuşunda yaşamını yitirmiştir. Ayrıca, hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun bulunduğu tespit edilmiştir.
  • 2020 yılının ilk 10 ayında 14 ırkçı saldırıda 7 kişi yaşamını yitirirken 32 kişi yaralanmıştır.

Öteki hareketi gönüllüleri olarak Türkiye’de yaşanan sayısız hak ihlallerine karşı bütün STK’ları, gençleri mücadeleye davet ediyoruz. 

 

12. HAREKET

12 Şubat 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak ara verdiğimiz nöbetlerde haftalık üzerinde durduğumuz konulara devam ediyoruz. Bu hafta Türkiye’nin acı gerçeği olan “Zorla Kaybedilme Vakalarını” gündeme getirdik.

  • Kişilerin zorla kaybedilmesi, Türkiye’de 12 Eylül darbesi sonrasında ve OHAL’in damgasını vurduğu 90'lı yıllarda sistematik bir devlet şiddeti olarak uygulanmıştır. 90’lı yıllarda beyaz toroslarla özdeşleşen bu üzücü uygulamaya, 2016 yılında ilan edilen OHAL dönemi ve sonrasında da sıklıkla rastlanılmaktadır. Ailelerin kayıp başvurularının dikkate alınmaması, ceza soruşturmalarının başlatılmaması veya takipsizlikle sonuçlandırılması ile Adalet Bakanlığı’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Birleşmiş Milletler’in (BM) sorularını yanıtsız bırakması, bu kaçırılmaların devlet eliyle sistematik bir şekilde gerçekleştirildiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Kişiler devlet görevlileri veya devletin görevlendirmesi, desteği veya bilgisi dâhilinde üçüncü kişiler tarafından zorla kaybedilerek hukukun koruması dışında bırakılmaktadır.
  • Zorla kaybedilme, hem kaybolan kişilere hem de ailelerine büyük acılar vermektedir.  Kimi aileler ise zorla kaybedilen yakınlarının gözaltına alındıktan bir süre sonra kimsesizler mezarlığına gömüldüğü bilgisine ulaşmaktadır. 21 Kasım 1980 tarihinde gözaltına alınan Dev-Genç’li Hayrettin Eren’in zorla kaybedilmesi sonrasında şahsın gözaltına alındığı güvenlik güçleri tarafından sistematik bir şekilde inkâr edilmişti. Hayrettin Eren’in ailesinin de aralarında bulunduğu Cumartesi Anneleri/İnsanları, 27 Mayıs 1995 tarihinden beri kayıp yakınlarının akıbetini öğrenmek için eylemlerini sürdürmektedirler. KHK ile ihraç edilen şahıslardan Yusuf Bilge Tunç’tan 6 Ağustos 2019 tarihinden beri ve Başbakanlık eski raportörü Hüseyin Galip Küçüközyiğit'ten 29 Aralık 2020 tarihinden beri haber alınamamaktadır. 20 Ocak 2021 tarihinde işyerinin önünden kaçırılan Gökhan Güneş ise 6 gün sonra serbest bırakılmış ve yaptığı açıklamada işkenceye maruz kaldığını belirtmişti.
  • Zorla kaybedilen ve daha sonra serbest bırakılan şahısların ifadelerinden, kişilerin başına çuval/poşet gibi bir cisim geçirilerek nerede olduğunun anlamasının engellendiğini ve götürüldükleri gizli gözaltı ve işkence merkezlerinde ağır darp, tehdit, hakaret, çırılçıplak soyma, cinsel taciz ve hatta cinsel istismara varan çok ağır işkencelere maruz bırakıldıklarını bilmekteyiz. AİHM 25 Mayıs 1998 tarihli Kurt vs. Türkiye kararında zorla kaybedilmenin aile için teşkil ettiği insanlık dışı muameleyi şöyle tarif etmektedir: “Başvurucunun (kaybedilen kişinin annesi) sürekli ve kesintisiz olarak yaşadığı belirsizlik, şüphe ve endişe halinin kendisinde ciddi zihinsel acıya ve ıstıraba yol açtığı görülmüştür”.
  • BM Genel Kurulu, 20 Aralık 2006 tarihinde Herkesin Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmeyi kabul etmiş ve Sözleşme 23 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye ise Sözleşmeyi hala imzalamamıştır, bu sebeple Sözleşme‘ye uyma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ancak, Türkiye’nin bu Sözleşmeye taraf olmaması zorla kaybedilmelere karşı sorumluluğunu ve cezasızlığın önüne geçme yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Türkiye, kişilerin uluslararası sözleşmelerden ve Anayasa’dan doğan haklarının korunması noktasında negatif ve pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurucu anlaşması olan Roma Statü’sünde insanlığa karşı suçlar listesinde yer alan ve devletin muhalefeti sindirmek amacıyla başvurduğu zorla kaybetme suçunun failleri açısından zaman aşımının söz konusu olmadığının altını çiziyoruz. Koşulsuz Adalet Hareketi olarak zorla kaybedilen kişilerin ailelerinin haklı mücadelesinde koşulsuz adalet talebimizi yüksek sesle dile getiriyoruz.

11. HAREKET

5 Şubat 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak her hafta AİHM önünde gerçekleştirdiğimiz nöbetimize Fransa'nın Covid-19 salgınına karşı aldığı yeni önlemler çerçevesinde bir sonraki resmi açıklamaya kadar ara verdik. Fakat haftalık üzerinde durduğumuz konulara devam ediyoruz. Bu hafta Türkiye’deki LGBTİ+ bireylerin yaşadığı ayrımcılık ve hak ihlallerini gündeme getirdik.

  • LGBTİ hakları, son dönemde üniversitelilerin Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan Kayyum Rektör Prof. Dr. Melih Bulu’nun istifa etmesi talebiyle düzenledikleri protestolar sırasında ‘’Kabe fotoğrafı soruşturması gerekçesiyle üniversite bünyesindeki LGBTİ+ Çalışmaları  Kulübü'nü kapatmasıyla’’ yeniden gündeme geldi.
  • LGBTİ’ler Türkiye’de her platformda insan hakları ihlalleriyle karşılaşılmaktadır. LBGTİ+ bireyler Nefret Suçları, Yasal Ayrımcılık, İfade Özgürlüğü Hakkı İhlalleri, Toplantı ve Dernek Kurma Özgürlüğü Haklarının İhlali, Çalışma Hayatında Ayrımcılık ve Cinsel Yönelim ve/veya Cinsiyet Kimliğine Dayalı olarak sistematik bir şekilde insan hakları ihlallerine maruz kalmaktadırlar.
  • DEVLET YETKİLİLERİNİN HOMOFOBİK İFADELERİ; Tüm yurttaşları eşit olarak korumak için yasaları etkin bir biçimde uygulamak yerine Türkiye’deki hâkimler ve hükümet yetkilileri, muğlâk yasal hükümleri LGBT yurttaşlara yönelik ayrımcılık yapmak için etkin bir biçimde kullanmaktadırlar. Bunun da ötesinde LGBTİ’ler açıkça hedef gösterilmekte ve ötekileştirilmektedirler.
  • Siyasilerin LGBT kişileri hedef alan sözleri; Anayasa’nın temel ilkeleri yanında, ülkemizin parçası olduğu Avrupa İnsan Hakları Hukuk Sistemi ve AİHM kararlarına da aykırılık oluşturmaktadır. BM İnsan Hakları Komitesi önceki raporlarda olduğu gibi 2020 yılındaki raporunda da Türkiye’deki LGBT’lere yönelik ayrımcılık ve şiddete ilişkin derin endişelerini belirtmekte, hükümete en kısa zamanda gerekli yasal ve politik tedbirleri almasını yineleyerek tavsiye etmektedir.
  • LGBTİ+ bireylere karşı Türkiye’de yapılan muamele Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Sözleşme’nde korunan birçok temel hak ve özgürlüğün ihlali anlamına gelse de temelde AİHS 14'üncü maddede düzenlenen Ayrımcılık Yasağına aykırıdır. Avrupa Komisyonu, LGBT’lere yönelik ayrımcılık vakalarının Türkiye’de “sık” şekilde gerçekleştiğini raporlamaktadır. 
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin LGBTİ haklarına ilişkin birçok içtihadı ortadayken Türkiye’de halen Onur Haftalarında yapılan yürüyüşlerde gözaltı işlemleri yapılmakta, toplanma özgürlüklerine karşı orantısız polis müdahaleleri gerçekleştirilmektedir. Mahpus LGBTİ+ bireyler cezaevlerinde cinsel tercih yapmaya zorlanmakta, tercih yapmaktan çekinen mahpuslar hücrelerde tutulmaktadır. AİHM kararlarına göre bu durum açıkça işkence ve kötü muameledir ve aynı zamanda ayrımcılık yasağına aykırıdır.

Bu durumun çözümü olarak; “Cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin Anayasa’nın eşitlik ve ayrımcılık karşıtı ilkelerini düzenleyen maddelerine ve nefret suçları düzenleyen mevzuatına eklenmelidir, Türkiye’de LGBT bireylere etkili bir koruma sağlamak amacıyla ulusal ve yerel düzeyde her türlü idarî tedbir alınmalıdır. LGBT yurttaşlara yönelik her türlü taciz, şiddet ve hakarete ilişkin etkin soruşturmalar yürütülmeli ve failleri yargı önüne çıkartılmalıdır. Eşcinsellik ve transseksüelliği bir hastalık olarak sınıflandırmaya son verilmelidir. Kişinin LGBT olarak varoluşunun hiçbir şekilde ne bir suç için “haksız tahrik”, ne de “hukuka ve ahlâka aykırı” olarak kabul edilmemelidir.

10. NÖBET

29 Ocak 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 29 Ocak Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde dokuzuncu nöbetimizi gerçekleştirdik. Nöbetimiz 3 kişinin katılımı ile 2 saat sürdü.

  • Türkiye’de 0-6 yaş grubundaki yüzlerce çocuk anneleriyle beraber cezaevinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunmakta. Adalet Bakanlığı’nın 2019 yılının Kasım ayında açıkladığı son verilere göre bu sayı 780’di. Aradan 15 ay geçmesine rağmen Adalet Bakanlığı cezaevlerinde anneleriyle beraber kalan 0-6 yaş grubu çocukların sayısını açıklamadı. Bu konuda mecliste bazı milletvekillerinin verdiği soru önergelerine de Adalet Bakanlığı tarafından cevap verilmedi.
  • Pandemi döneminde ile birlikte yaşanılan tecrit hayatı oldukça ağırlaştı. Normal zamanlarda cezaevlerinin kreş kısmına gidebilen çocuklar, pandemi ile birlikte kendileri gibi cezaevinde yaşayan diğer arkadaşlarıyla dahi özgür bir gökyüzü altında görüştürülmüyorlar.Çocuğunun parmaklıklar ardında büyümesini istemeyen birçok anne ise bir yakınına emanet etmek zorunda kalıyor. Ne yazık ki pandemi dönemi ile birlikte bu annelerin de birçoğu çocuklarıyla yüz yüze görüş yapamıyor.
  • Bebeği ile birlikte cezaevinde olan tutuklulardan biri de A.G. Tekirdağ Cezaevi’nde kalanA.G. bebeğine uygun mamayı getirmeyen gardiyana söylediği cümle yüzünden bebeği ile birlikte disiplin cezası alıyor ve 10 gün hücre cezasına çarptırıldı.
  • Nurhayat Yıldız, uzun uğraşlar ve tüp bebek tedavisi sonucunda hamile kaldığı halde 4. Ayında düşük yaptı. Av. Özge Elif Hendekçi ve Av. Esra Uymaz Saralda bebekleriyle beraber cezaevinde bulundular. Saral için tahliye verilmiş olsa daAv. Özge Elif Hendekçi bebeğiyle beraber halen cezaevinde.
  • Sadece son bir haftada 4 bebek; İlayda Tekgöz yaşları 4 ve 1,5 olan iki çocuğuyla, Yasemin Melizci 9 aylık bebeğiyle, Burcu Kara 11 aylık bebeğiyle tutuklanarak cezaevine gönderildi.
  • Ceza İnfaz Kanunu’nun 16. Maddesi uyarınca bakıma muhtaç bebeği olan anneler tutuklanamaz, ceza verilmesi halinde ise bebek 1,5 yaşını doldurana kadar infazları ertelenir. Oysa biz bu yılın ilk gününe 01.01.2021’e doğum yapan Hacer Yıldırım’ın hastane odasını basan polis haberiyle uyandık.
  • Bir televizyon programında “Çocuklar ölmesin,” dediği için cezaevine gönderilen ve 06.05.2018 tarihinde tahliye edilen, Ayşe öğretmen olarak tanıdığımız Ayşe Çelik de “Bebekler annelerine kavuştuğu an özgür hissedeceğim,” dedi.

Bir bebeğin hapsedilmesi, onun çocukluğunun hapsedilmesidir. Ailelerinin ilgi ve sevgisine muhtaç çocukların ya parmaklıklar ardında ya da ailelerinden mahrum şekilde büyütülmesi toplumun her kesimi için sarsıcıdır. Çocukların çocukluğunu çalmayın!

9. NÖBET

24 Ocak 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 24 Ocak Pazar günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde dokuzuncu nöbetimizi gerçekleştirdik. Tehlikedeki Avukatlar Gününde gerçekleştirdiğimiz bu nöbetimiz birçok kişinin katılımı ile 4 saat sürdü.

  • Hukuk devletinin en önemli bileşenlerinden biri olan savunma, ne yazık ki demokrasi ve insan hakları noktasında her geçen sene yeni skandallara imza atılan Türkiye’de saldırı altında bulunan kurumların başında gelmektedir.  Yargı sisteminin iflas etmiş olduğu günümüz Türkiye’sine bakıldığında yüzbinlerce insanın son umudu avukatlardır. Hal böyle olunca siyasi iktidar da savunmaya karşı başlatmış olduğu savaşa özel bir önem atfetmektedir.
  • Son beş yılda, 1500’den fazla avukat yargılandı ve 600’den fazla avukat tutuklandı. 450 avukat silahlı terör örgütüne üye olmak veya terör propagandası yapmaktan toplam 2786 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şu anda ise bilinen kadarıyla en az 146 avukat cezaevinde bulunmaktadır.
  • Bilinen bazı dosyalardan örnekler vermek gerekirse; İstanbul’da Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyeleri Mart 2019'da yaklaşık 160 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
  • Ankara 22.Ağır Ceza Mahkemesi 21 avukatı yaklaşık 150 yıl hapis cezasına çarptırdı.  3 ve 26 Ağustos 2016 tarihlerinde gözaltına alınan avukatlar, Türk Ceza Kanunu'nun silahlı terör örgütüne üyeliği suç sayan 314/2 maddesi uyarınca mahkûm edildi.
  • Konya 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Konya Barosu eski başkanı Fevzi Kayacan’ın da aralarında bulunduğu 19 avukatı 6 yıldan 14 yıla kadar çeşitli hapis cezalarına çarptırdı. Diyarbakır’da ise 13 avukat hukuk fakültesi öğrencisi iken katıldıkları barışçıl protestolar nedeniyle üç yıl, bir ay ve on beş gün hapis cezasına çarptırıldı.
  • Avukatlar aleyhine kitlesel soruşturmalar ve davalar açılmaya devam etmekte, yeri geldiğinde görevini yapan avukatlar polis tarafından saldırılara maruz kalmaktadır. Avukatlar görevlerini yürütürken tutuklanmakta; mesleki vazifesini yerine getirmeye çalışan avukatlar birden kendisini ağır ceza mahkemesinde terör suçlamasıyla yargılanırken bulmaktadır.
  • 2015 yılında hepimizin gözleri önünde işlenen ve hala aydınlatılamayan Tahir Elçi cinayeti ise malesef avukatların karşı karşıya olduğu tehlikenin boyutunun nerelere ulaşabileceğini göstermektedir.

Sadece avukatlar tehlike altında değil, avukatların haklarını savunduğu vatandaşlar da, savunma hakkı, adil yargılama hakkı da, adalet de, özgürlük de tehlike altındadır. Bu doğrultuda bizler, cezaevindeki avukatların koşulsuz olarak derhal serbest bırakılmasını, avukatlar üzerindeki baskı ortamının yok edilmesini ve avukatların hiç bir tehlike ve engele maruz kalmadan mesleki faaliyetlerini yerine getirebilecekleri bir ortam inşa edilmesini talep ediyoruz.

8. NÖBET

15 Ocak 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 15 Ocak Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde sekizinci nöbetimizi gerçekleştirdik. Nöbetimiz 3 kişinin katılımı ile nöbetimiz 2 saat sürdü.

  • Bu haftaki nöbetimizde üzerinde durduğumuz konu “din ve vicdan özgürlüğü“ ihlal edilen ve “dini ayrımcılığa” maruz kalan Alevilerdi.
  • Türkiye’deki Alevi yurttaşlar yıllardır bir ötekileştirme ve kaygı içinde. Demokratikleşme konusunda çok önemli adımların atıldığı 2009 yılında Türkiye'de Alevi Çalıştayları yapılmış, bu çalıştaya bir çok taraf ve Alevi toplumunun kanaat önderleri de katılmıştı. Tüm tarafların bir araya geldiği bu çalıştaylar sırasında Aleviler talep ettikleri haklar konusunda beklenti içine girmişti. Bu hakların en başında cemevlerinin ibadethane olarak resmen tanınması ve zorunlu din derslerinin kaldırılması geliyordu. Ancak aradan yıllar geçmesine rağmen beklenen olumlu adımlar bir türlü atılmadı. Hatta durum 2009’daki çalıştaylar öncesi değil 1980 Anayasa’nın bile daha gerisine gitti.
  • Türkiye’de başta Alevi milletvekilleri olmak üzere Aleviler haklarının yerine getirilmesi konusunda çok sayıda çalışma yaptı. En çok da cemevlerinin yasallaştırılması ile ilgili kanun teklifleri hazırlandı. Ancak bunları tamamı reddedildi.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2010 yılında açılan davayı karara bağladı. Mahkeme, Türkiye’de Alevilerin din özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine ve kendilerine dini planda ayrımcılık yapıldığına hükmetti. AİHM verdiği kararda, cami, kilise ve sinagoglara uygulanan elektrik faturası muafiyetinin, cemevlerine uygulanmamasının kabul edilemeyeceğini belirterek, “Cemevleri ibadet mekanları mıdır?” tartışmasına da son verir nitelikte bir karara imza attı. Zira, AİHM bu kurumları da ibadethane olarak tanımladı ve diğer ibadethaneler gibi hukuki olarak da tanınması gerektiğine hüküm getirdi.
  • Alevi vatandaşların “zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi konusundaki başvurusunu” 2014 yılında haklı bulup cami, kilise ve sinagogların yararlandığı hakların cemevleri için de geçerli olduğuna karar verse de, bu karar birçok karar da olduğu gibi uygulanmamıştır. Kararın uygulanmaması üzerine Avrupa Konseyi, Türkiye’ye 2020 Haziran ayına kadar bu sorunların nasıl çözüleceği konusunda kapsamlı bir eylem planının hazırlaması ve bunun bir takvime bağlanması için mühlet verdi. Sürenin dolmasına karşın herhangi bir gelişme yaşanmazken, Avrupa Konseyi’nin ne yapacağına dair belirsizlik ise devam ediyor.
  • Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesine dönük yargı kararları ve talepler karşılık bulmayıp, görmezden gelinirken, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediyeleri cemevlerinin inanç merkezleri olduğuna dair imar planlarında işaretlemesine dönük girişimlerde bulunurken, İstanbul’da bu girişim AKP ve MHP’nin oylarıyla yine reddedilmiştir.

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak, AİHS madde 9 ve Anayasa madde 24 de anlamını bulan Din ve Vicdan hürriyeti bakımından, tüm yurttaşlarına eşit mesafede durmayan ve alınmış kararlara uymayan bir devletin otoriter rejime doğru gittiğini ve insan hakları ve evrensel değerlerden uzaklaştığını belirtiyoruz.

7. NÖBET

8 Ocak 2021

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 8 Ocak Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yedinci nöbetimizi gerçekleştirdik. Nöbetimiz 4 kişinin katılımı ile nöbetimiz 2 saat sürdü.

  • Bu hafta nöbet esnasında işlediğimiz konu Gazeteciler Günü öncesinde Türkiye’de tutuklu bulunan Gazeteciler ve medyaya uygulanan baskılardı.
  • Gazeteciler Türkiye’deki hak ihlallerinden nasibini alan önemli kesimdir. Türkiye Hükümeti ve onunla aynı fikirleri paylaşanlarla ilgili yapılan tüm eleştirel haberler sansürleniyor. Sansürün yanı sıra bu haberlerin altına imzası bulunan gazeteciler, gazetenin sahipleri ve editörleri de adli soruşturmadan geçiriliyorlar. Türkiye’de gazetecilik yapan herkes iktidarı karşısına aldığı takdirde sansüre ve adli soruşturmalara maruz kalıyor.
  • AKP’nin 18 yıllık iktidarı döneminde en az 721 gazeteci tutuklandı. Gazetecilerin en çok tutuklandığı yıllar ise OHAL‘in uygulandığı 2016 ve 2017 yıllarıydı. Şu an 145 gazeteci koronavirüs salgınına rağmen tutuklu bulunurken, en az 260 gazetecinin yargılanmasına devam ediliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler(RSF)‘in basın özgürlüğü indeksine göre Türkiye, 180 ülke arasında 154. sırada bulunuyor
  • Tüm bu baskı ve sansür girişimleri de maalesef bunlarla sınırlı değildir. Tutuklu bulunan 145 gazeteci ve yargılanmakta olan 200’den fazla gazetecinin dosyaları sadece Türkiye’deki rejim mahkemelerinin keyfi uygulamalarından değil aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yıllardır bu dosyalarda karar vermemiş olmasından dolayı da halen adalet beklemektedir.
  • 4 yıldır AİHM‘in önünde bulunan Ahmet Altan dosyasında Özgürlük ve Güvenlik hakkı açısından iç hukuk yolları tüketilmiş olmasına rağmen AİHM hala karar vermemiştir. Bu durum AİHM’in yürüttüğü „yargı politikası“nıortaya koymakta ve Mahkeme’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından tereddüt doğurmaktadır.
  • Türkiye’de etkili bir iç hukuk yolu olmamasına rağmen varmışçasına hareket eden ve yıllardır katlanarak artan hak ihlallerine karşı görevini yerine getirmeyen AİHM, dosyası önüne gelmiş olan gazeteciler arasında da ikili bir tutum sergilemekte ve karar vermemektedir.

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sebebiyle tekrar dile getirmek istediğimiz talebimiz tutuklu gazetecilerden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde bekleyen başvurular hakkında bir an önce karar verilmesidir.

6. NÖBET

1 Ocak 2021

1 Ocak Günü 6. nöbetimizle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önündeydik.  Bu nöbetimiz salgının devam etmesi sebebiyle 4 kişi ile 2 saat sürmüştür. Nöbet sırasında,

  • Nöbetimizde bu hafta AİHM büyük dairesi tarafından “derhal serbest bırakılmasına” karar verilmesine rağmen halen cezaevinde tutulan HPD eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki kararın uygulanması için toplanıldı.
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 4 Kasım 2016’da tutuklanan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında 20 Kasım 2018 tarihli ilk kararında derhal serbest bırakılmasına karar vermişti. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “karşı hamlemizi yapar işi bitiririz” açıklanmasının ardından bu karar uygulanmamıştı.. 
  • AİHM Büyük Dairesi, 22 Aralık 2020’de açıklanan kararında Selahattin Demirtaş hakkında 20 Eylül 2019’da verilen ikinci kez tutuklama kararının da ilk tutuklamanın devamı niteliğinde olduğuna hükmederek tekrar serbest bırakılması gerektiğini ve bu tutukluluğun siyasi saiklerle olduğuna hükmetmiştir. AİHM açısından ve hatta Avrupa Konseyi üyesi tüm devletler açısından pek çok ilki barındıran bu isabetli karar karşısında Erdoğan’ın ilk yorumu “Bu karar beni bağlamaz” olmuştur..  
  • Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği ‘’Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca mezkur kararın Türkçe tercümesinin dosyaya gönderilmesi için Adalet Bakanlığına müzekkere yazılmış olup henüz cevabın gelmediği anlaşılmıştır. Şüpheli müdafileri tarafından ekte sunulan kararın tercüme metninin bulunmadığı, bu haliyle AİHM'nin kararının hangi başvuruya istinaden hangi suçlara yönelik, hangi kapsamda olduğu bilinemediğinden söz konusu kararın hukuken denetime elverişli olmadığı anlaşılmıştır’  gerekçesiyle 26 Aralık 2020’de tahliye talebini reddetti.
  • Erdoğan iktidarının özellikle siyasal muhalefet lehine verilen AİHM kararlarını uygulamadığı aşikardır. 2019 verilerine göre sözleşmeye taraf ülkeler arasında Rusya’dan sonra en fazla kesinleşmiş AİHM kararı uygulamayan ülke Türkiye olduğu gerçeğini tekrar dile getirdik.
  • Koşulsuz Adalet Hareketi olarak Sayın Demirtaş’a yönelik uygulanan tüm baskı göz önünde bulundurularak, 2018 yılı Cumhurbaşkanlığı seçiminde %8,40 oy alan, yani Türkiye halklarının %8,40’ını temsil eden bir siyasi figürün bile sırf siyasi sebeplerle hapiste tutulması çabasının Türk Yargısının ne derecede siyasi iktidar güdümünde olduğu hakkında AİHM’e yeterli öngörüyü sağlayacağını düşünüyoruz.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devletini uygulamayı taahhüt ettiği uluslararası anlaşmalara uymaya davet ediyoruz. Aynı zamanda Avrupa Konseyi’ne de Türkiye’nin uymayı taahhüt ettiği sözleşmeye ve mahkeme kararlarına işine gelmediğinde uymamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşme sistemini ve Konsey sistemini de apaçık tehdit ettiğini hatırlatıyoruz. AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkındaki kararı oldukça tatmin edicidir. Fakat bu gelişme sonrasında yukarıda sayılan sebeplerle diğer bekleyen başvurularla alakalı yaklaşımını gözden geçirmeye davet ediyoruz. Avrupa Konseyi’nin de Demirtaş Kararı gibi kesinleşen fakat uygulanmayan onlarca kararın infazı konusunda gerekli adımları atmaya davet ediyoruz.

5. NÖBET

25 Aralık 2020

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 25 Aralık Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde beşinci nöbetimizi gerçekleştirdik.  Salgının devam etmesi nedeniyle 4 kişinin katılımı ile nöbetimiz 2 saat sürdü.

  • Bu hafta nöbet esnasında işlediğimiz konu Türkiye’nin de şu sıralar tartışılan gündemi olan çıplak aramada esnasında yaşanılan hak ihlalleriydi.
  • Teknolojinin bu denli geliştiği bir çağda "çıplak arama"ya devam edilmesinin hem usulüne uygun yapılmayan ve hem de kötüye kullanılması her zaman mümkün bir kanuni imkan olduğunu, bu nedenle Meclisin bir yasa değişikliği ile ya da idarenin yeni düzenlemelerle bu sorunu bitirmesi gerektiğini belirttik.
  • Çıplak arama keyfiliği, insanlık onurunu hedef alan son derece utanç verici bir uygulamadır. Gözaltına alınan veya tutuklanan kişilere, bu şekilde adeta ruhsuz bir et parçasıymışlar gibi muamele edilmesi kesinlikle kabul edilemez. Yıllardır süre gelen bu usul, özellikle siyasi suçlular üzerinde uygulanmakta ve hiç bir psikolojik veya tıbbi eğitimi olmayan cezaevi personelinin keyfiliğine bırakılarak da adeta cezalandırma ve yıldırma aracı olarak kullanılmaktadır. Söz konusu aramalar açıkça taciz niteliğinde olup muhatabın onurunu incitmeyi hedeflediğinden, mağdurların bunu dile getirmeleri ise bir hayli güçleştiğini anlattık.
  • İçerisinde 'hukukçu'ların da yer aldığı bir grup iktidar mensubunun mesnetsiz yalanlamalarına karşın, mağdurların sosyal medya üzerinden maruz kaldıkları bu insanlık dışı muameleyi tüm cesaretleriyle anlatmaları durumun gerçekliğini şüphe götürmez bir şekilde gözler önüne sermiştir.

Bizler Koşulsuz Adalet Hareketi aktivistleri olarak, özellikle muhalifler üzerinde bir çeşit cezalandırma ve yıldırma yöntemi olarak kullanılan söz konusu keyfi çıplak arama uygulamasının asla kabul edilemez bir yöntem olduğunu buradan haykırıyor, sorumlu devlet personeli ve cazaevi yönetimlerinin derhal buna bir son vererek, evrensel hukuk ilkelerine dönmeleri çağrısında bulunuyoruz.

4. NÖBET

18 Aralık 2020

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 18 Aralık Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde dördüncü nöbetimizi gerçekleştirdik. Salgının devam etmesi nedeniyle 5 kişinin katılımı ile nöbetimiz 2  saat sürdü.

  • Bu hafta nöbet esnasında işlediğimiz konu Güneydoğu’da 2015 yılında yaşanan sokağa çıkma yasakları ve yaşanılan mağduriyetlerdi.
  • Bölge halkının, uygulanan yasaklar boyunca yaşanılan yoğun çatışmalar nedeniyle evlere isabet eden kurşun ve bombalardan kaynaklı can güvenliklerini sağlayabilmek için bodrum katlara ve ahırlara sığınmak zorunda kaldıklarını, imkân bulabilen ailelerin de daha az çatışmaların olduğu mahalle ya da köylere göç etmek zorunda kaldığını anlattık.
  • Bu süreçte en az 1 milyon 809 bin kişinin özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din özgürlüğü, bilgi alma ve verme özgürlüğü, mülkiyetin korunması hakkı, eğitim hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı olmak üzere en temel haklarının ihlal edilerek bu yasaklardan etkilendiğini belirttik.
  • Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmalarda ise bugüne kadar 86 dosya hakkında “takipsizlik” kararı verilmiştir. Kararlara yapılan itirazlar da reddedilirken 86 dosya Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınmıştır. İçişleri Bakanlığı’na yapılan maddi-manevi tazminat başvurularının 59’u hakkında “ret” kararı verilmiştir. Resmi olarak yasağın kaldırılmasının üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen fiili olarak güvenlik güçleri tarafından halen uygulanan yasak politikaları insanların yaşamlarını düzenleyip devam etmeleri önünde engel oluşturduğunu AİHM önünde dile getirdik.

2015 yılı aralık ayında başlayan Hendek Operasyonları sebep gösterilerek Güneydoğu’da 11 il ve en az 51 ilçede toplamda 1166 kez ilan edilen sokağa çıkma yasakları, birçok hak ihlallerini beraberinde getirerek, Türkiye adına yaşanan olumsuz gelişmeler olarak tarihteki yerini almıştır.

3. NÖBET

10 Aralık 2020

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde de her hafta olduğu gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde nöbetteydik.  Bu nöbetimiz salgının devam etmesi sebebiyle 5 kişi ile 2 saat sürmüştür. Nöbet sırasında,

  • İnsan Hakları Günü olması sebebiyle,  Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak on yıllardır sürekli olarak yaşanan hak ihlallerini dile getirdik.
  • Türkiye’de en temel hakları ihlal edilen,  geçtiğimiz haftalarda memurlar tarafından darp edilen Muhammed Ali Taş, Hüsamettin Uğur,  bunun ötesinde geçmişte hukuksuzca ölümüne sebep olunan Berkin Elvan, Tahir Elçi, Mevlüt Öztaş, Kuddusi Okkır, Taybet İnan, Ali El Hemdan’ı andık. 
  • Son 20 yılda 2.125 kişinin yargısız infaz ve fail-i meçhul sonucunda, 785 kişinin cezaevlerinde, 82 kişinin ise gözaltında öldüğünü; 56.900 kişinin işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını bu sebeple bireylerin yaşam hakkının hiçe sayıldığını anlattık.
  • Son 40 yılda 1.497.175 kişi siyasi suçlamalarla gözaltına alındı, 202.302 kişi benzer suçlamalarla tutuklandı. 1.116 yerleşim yerinde sokağa çıkma yasağı uygulandı. 582.419 kişinin pasaportu iptal edilerek en temel haklardan biri olan seyahat özgürlüğü engellendi.  Son 40 yılda en az 130 bin kişi ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Bu bağlamda bireylerin özgürlüklerinin ellerinden alındığını belirttik.
  • Haklarında yargı kararı olmadan idari işlemler ile 134.000 kişinin mesleğinden ihraç edildiğini, sadece 2016- 2018 arasında 1.056.000 kişi hakkında ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla soruşturma açıldığını, bireyin hiç olmadığı kadar ayrımcılığa tabi tutulduğunu, masumiyet karinesinin hiçe sayıldığını, bireylerin savunma haklarının ellerinden alındığını belirttik.

Büyük operasyonlarla bugüne kadar 1600’den fazla avukatın mesleklerinin gereklerini yerine getirdikleri için siyasi gerekçelerle gözaltına alındığı, 600’den fazla avukat tutuklandığı, bireye yeterli savunma hakkı verilmediği Türkiye insan haklarına daha saygılı bir devlet olmayı hak ediyor.

2. NÖBET

4 Aralık 2020

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak 4 Aralık Cuma günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde ikinci nöbetimizi gerçekleştirdik.  Corona virüsü salgını nedeniyle 4 kişinin katılımına izin verilen nöbetimiz 3 saat sürdü. Nöbet sırasında;

  • Nöbet alanında hedef ve planlarımızı içeren broşürler dağıttık, masamıza gelen ziyaretçileri bilgilendirdik.
  • Her hafta ayrı konu işleme hedefiyle başladığımız nöbetlerimize ilk işlediğimiz konuyu Türkiye’nin yıllardır değişmeyen gündemi olan Kadın Hakkı ihlallerine ayırdık.
  • Açıklamamızda; her türlü insan hakkı ihlalinin arttığı günümüz Türkiye’sinde kadınlar özelindeki insan haklarının da zorlu bir süreçten geçtiğine ve kadın haklarının bizatihi insan hakları konusu olduğu pratik yaşamda ne yazık ki bir karşılık bulamadığına da değindik. Ataerkil kültür kalıpları içerisinde kadın haklarının da nasıl gün geçtikçe aşındığının özetini geçtik.
  • Toplumsal barışın yerini kin ve nefrete bıraktığı bir ortamda güçsüz kesimler, devletin sınırsız iktidarı altında daha da ezilmektedir. Yaşanılan bu vahim tabloda İstanbul Sözleşmesinin fesih tartışmalarından kaygı duyduğumuzu dile getirdik.
  • Açıklamamızda ayrıca Figen Yüksekdağ, Acun Karadağ, Nazan Bozkurt, Alev Şahin, Esma Uludağ, Halime Gülsu ve Şebnem Korur Fincancı gibi hak ihlaline uğramış kadınları andık.
  • Daha nice baskı altındaki kadınların yaşadıkları toplumsal ayrımcılık metoduyla normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu gerçeklerin bilincinde olarak umudumuzu yitirmeden çalışacağız. Bize göre;

Türkiye’nin güçlü kadınları, hayatlarını çalmaya çalışan, erkekleri kadınların sahibi gören, evliliği kutsal, kadını hiçe sayan ve siyasal rejim tarafından alkışlanan erkek egemen bir toplumu değil, güçlü ve eşit haklara sahip olduğu bir toplumu hak etmektedir.

1. NÖBET

27 Kasım 2020

Koşulsuz Adalet Hareketi olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önündeki ilk nöbetimizi 27 Kasım cuma günü tuttuk. Korona virüs salgını sebebiyle 10 kişinin katılımına izin verilen nöbetimiz 3 saat sürdü. Nöbet süresince;

  • ‘Koşulsuz adalet’ talebi doğrultusunda yola çıkış noktamızı, bizi harekete geçiren sebepleri ve hedeflerimizi kamuoyuna açıkladığımız bir basın açıklaması yaptık.
  • Nöbet alanında hedef ve planlarımızı içeren broşürler dağıtarak masamızı ziyaret edenlere bilgilendirmelerde bulunduk.
  • Türk yargısının bulunduğu durumu protesto etmek amacıyla önlerine düğme dikilmiş hâkim ve savcı cübbelerini korkuluklara giydirerek nöbet alanında sergiledik.

Kadın Haklarını ele alacağımız bir sonraki nöbetimiz 04.12.2020 tarihinde gerçekleşecek.

EKİP

EKİP

Hafsa KESİNCİ

Hafsa KESİNCİ

Avukat

Enes KABADAYI

Enes KABADAYI

Avukat

S. Feyza TEKİN

S. Feyza TEKİN

Avukat

Ersel MUSMUL

Ersel MUSMUL

Avukat

Betül ALPAY

Betül ALPAY

Avukat

M. Fatih DEMİR

M. Fatih DEMİR

Avukat

Ayça Zehra KARABABA

Ayça Zehra KARABABA

Öğrenci

Oğuzhan YETKİN

Oğuzhan YETKİN

Avukat

Mustan KOÇER

Mustan KOÇER

Avukat

Nuri EMER

Nuri EMER

Avukat

Ömer Talha ŞAHİN

Ömer Talha ŞAHİN

Avukat

Elif KOÇER

Elif KOÇER

Hukukçu

Enes IŞIN

Enes IŞIN

Avukat

Bilal DURMUS

Bilal DURMUS

Hukukçu

Nalan DOĞANCI

Nalan DOĞANCI

Avukat

MEDYA

MEDYA

  • Hepsi
  • Video
Koşulsuz Adalet için HAREKETE GEÇ!

Koşulsuz Adalet için HAREKETE GEÇ!

20 Kasım 2020

Sürgün Hukukçular!

Sürgün Hukukçular!

26 Kasım 2020

Basın Bildirisi

Basın Bildirisi

27 Kasım 2020

Strasbourg'ta İlk Nöbet

Strasbourg'ta İlk Nöbet

27 Kasım 2020

Susturulan Kadınlar

Susturulan Kadınlar

4 Aralık 2020

Bir Şey Yapmalı

Bir Şey Yapmalı

6 Aralık 2020

İnsan Hakları Gününde Nöbet

İnsan Hakları Gününde Nöbet

10 Aralık 2020

Vahşet Bodrumları ve Sokağa Çıkma Yasakları

Vahşet Bodrumları ve Sokağa Çıkma Yasakları

18 Aralık 2020

Avrupa'daki Sürgün Hukukçular Harekete Geçti!

Avrupa'daki Sürgün Hukukçular Harekete Geçti!

19 Aralık 2020

Çıplak Arama Utancı..

Çıplak Arama Utancı..

25 Aralık 2020

Selahattin Demirtaş'ı serbest bırakın!

Selahattin Demirtaş'ı serbest bırakın!

1 Ocak 2021

Özgür Basın Susturulamaz!

Özgür Basın Susturulamaz!

8 Ocak 2021

Alevilerin yaşadığı “dini ayrımcılığa'' son verin!

Alevilerin yaşadığı “dini ayrımcılığa'' son verin!

15 Ocak 2021

Avukatların üzerinden elinizi çekin!

Avukatların üzerinden elinizi çekin!

24 Ocak 2021

Tehlike Altındaki Avukatlardan Mesajlar

Tehlike Altındaki Avukatlardan Mesajlar

24 Ocak 2021

Tutsak Bebekler

Tutsak Bebekler

29 Ocak 2021

LGBTİQ+ İnsan Haklarıdır!

LGBTİQ+ İnsan Haklarıdır!

5 Şubat 2021

Türkiye'nin Açık Sırrı; Zorla Kaybedilme

Türkiye'nin Açık Sırrı; Zorla Kaybedilme

12 Şubat 2021

Türkiye'nin Ötekileştirme Gerçeği

Türkiye'nin Ötekileştirme Gerçeği

20 Şubat 2021

Halkın Vekilini Savunuyoruz!

Halkın Vekilini Savunuyoruz!

26 Şubat 2021

Tüm Kadınlar Adına!

Tüm Kadınlar Adına!

8 Mart 2021

Gizli Tanıklarla Karartılan Hayatlar..

Gizli Tanıklarla Karartılan Hayatlar..

12 Mart 2021

Direneceğiz, Kazanacağız!

Direneceğiz, Kazanacağız!

18 Mart 2021

İnsanlığa Karşı Suçlara Son Verin!

İnsanlığa Karşı Suçlara Son Verin!

19 Mart 2021

Demokratik Siyasetin Tarafındayız!

Demokratik Siyasetin Tarafındayız!

19 Mart 2021

Halkın İradesine Sahip Çıkacağız!

Halkın İradesine Sahip Çıkacağız!

20 Mart 2021

Siz Güçlüsünüz, Biz Haklıyız!

Siz Güçlüsünüz, Biz Haklıyız!

21 Mart 2021

İstanbul Sözleşmesini Uygula!

İstanbul Sözleşmesini Uygula!

26 Mart 2021

Onurlu Avukatlar Boyun Eğmeyecek!

Onurlu Avukatlar Boyun Eğmeyecek!

5 Nisan 2021

Endangered Lawyers'tan Dayanışma Mesajları..

Endangered Lawyers'tan Dayanışma Mesajları..

6 Nisan 2021

Hasta Tutuklu ve Hükümlüleri Serbest Bırakın!

Hasta Tutuklu ve Hükümlüleri Serbest Bırakın!

9 Nisan 2021

Boğaziçi Direnişinden Sesleniyoruz!

Boğaziçi Direnişinden Sesleniyoruz!

10 Nisan 2021

İLETİŞİM

İLETİŞİME GEÇİN

Adress

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önü, F-67075 Strasbourg, FRANCE

Sosyal Medya

info@kosulsuzadalethareketi.org

Tel

(+49) 176 23269125

Designed by BootstrapMade